Üstadların “iki ses arasındaki manevi münasebet” şeklinde tanımladığı musiki, doğumdan ölüme dek insan hayatının bir parçası olması hasebiyle insanlık tarihindeki yerini almıştır. İcra ile nesilden nesile intikal eden musiki, edvar geleneğiyle de yazılı olarak günümüze ulaşır. Bu gelenek bağlamında günümüzde öğretimde ve icrada yaygın olarak kullanılan Arel-Ezgi-Uzdilek sistemi artı ve eksileriyle varlığını sürdürmektedir. Geniş bir zeminde hala tartışıla gelen sistemin çıkmazlarından biri olan çargâh makamı, aynı zamanda sistemin ana dizisini oluşturur.
Arel-Ezgi-Uzdilek sistemi çargâh makamını ana dizi olarak kabul ederken 15. yüzyıldan itibaren kullanılan sabalı şeklini sadece bir geçki olarak görür. Nayyî Osman Dede’nin çargâh ayini ile güftesi Aziz Mahmud Hüdayi’ ye ait olan çargâh tevşih (Kudûmun rahmeti) birer abide gibi çargâh makamını sabalı olarak temsil etseler de, sistem bu geniş yapıyı “arîzi işaretleri olmayan bir dizinin ana dizi olarak kabul edilmesinin gerekli olduğu” iddiasıyla esas yapının dışına iter. Böylece ana dizinin daha doğrusu sistemin tartışıla geldiği geniş bir zemin oluşur.
Çargâh makamı ana dizi olurken, tıpkı sabalı şekli gibi, kaybettiği başka zenginlikler var mıdır? Anadolu’da kullanıldığı eldeki repertuardan tespit edilen nikrizli çargâh, edvar geleneğinde bugüne kadar kendine yer bulabilmiş midir? Bu soruların cevap bulacağı bildiride ayrıca nikrizli çargâhtan sadece çargâhta nikrizin mi anlaşılacağı; makamın icrasında neva perdesindeki hicaz dörtlüsünde ve çargâh perdesi üzerindeki nikriz beşlisinde bulunan seslerin nasıl icra edilmesi gerektiği; mevcut sistemin, makamın seslerini temsil edebilirliği konuları üzerinde durulacaktır.